(Kerem, Gecikme için özürlerimi kabul et lütfen)
Salonda rezalet!Ergenekon davasındaki "salon rezaleti"ni gördünüz... Eminim, bugün bütün köşe yazarları enine boyuna bu konuya değinecektir. Gelin ben size, bir başka "salon rezaleti"ni anlatayım.*Türkiye’nin gözü kulağı İstanbul’daki "salon"dayken, Ankara’da bir başka "salon"da, Türk Dil Kurultayı vardı...Başbakan kürsüye çıktı, Türkçe’nin "ana sütü"ne benzediğini belirterek, "katışıksız ana sütüyle, şiirler söylediğimizi, fermanlar yazdığımızı, devletler kurduğumuzu" anlattı.Ve sözü, beş gün önce kaybettiğimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya getirdi..."Türkçemizin abideleşmiş şairi, sadece şiir solumuş, Türkçe’nin zengin imkánlarıyla bu topraklarda nehir gibi akıp gitmiştir" dedi.Sonra da, "Türk Dil Kurultayı’nın manasına uygun olarak, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Sanat isimli şiirini okumak istiyorum" diyerek, okudu:"Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek... Bizim diyarımızda da bin bir baharı saklar... Kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek... İncinir düz caddede dağda gezen ayaklar."*Salon yıkıldı adeta...Aralarında Cumhurbaşkanı ve Türk Dil Kurumu Başkanı’nın da bulunduğu davetliler dakikalarca ayakta alkışladı.Gözler yaşardı...*Tek pürüz vardı.İkisi de üç isimli ama...O şiir, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın değil.Faruk Nafiz Çamlıbel’in!
O zaman hatırlamak lazım ya da hatırlatmak ...
Şiir sevmeyen insan da sevmez ...
Büyük ustanın bir şiiri de bizden olsun hatırlamak isteyenlere
ÖLÜ
Hangi mahallede imam yok,Ben orada ölecegim.Kimse görmesin ne kadar güzel,Ayaklarim, saçlarim ve her seyim.Ölüler namina, azade ve temiz,Meçhul denizlerde balik;Müslüman degil miyim, hasa,Fakat istemiyorum, kalabalik.Beyaz kefenler giydirmesinler,Sizlamasin karanligim havada.Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayim,Ki bütün azalarim hülyada.Hiçbir dua yerine getiremez,Benim kainatlardan uzakligimi.Yikamasinlar vücudumu, yikamasinlar,Çilginca seviyorum sicakligimi..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder